26 July 2007

Ayın gölgesinde..

Söndürün bütün ışıkları, gece ayın gölgesinde dinlenip ölümü yaşamak istemekteyim.
Yol verin bütün kaçıklara, yine ayın gölgesinde inleyip ölümü yaşamak istemekteyim.

24 July 2007

Yeni ile sen..

Tanımaya çalışıyordum bu şehri..
Her birisi yılların ağırlığını taşıyan titreyen kolonlarıyla ayakta durmaya çalışan evleri var..
Hele şunun işlemeleri ne kadarda güzel..
Kim bilir kim elleriyle işledi onları..
Şimdi dökülmeye yüz tutmuşlar..
En çokta sarmaşıklar içindeki yaşlı evin altında ezilen mistik cafe dikkatimi çekti..
Gölgesinde bir kahve içilesi..
Yeni aldığım kitaba burada başlamalıyım..
Ne güzelde esiyor rüzgar yaşlı evlerin terini kuruturcasına..

- Sade bir kahve lütfen..

Tatlı itirafları aşklarımızın henüz döküldü masum dudaklarımızdan; tek bir kelime yetiyordu konuşmamıza sen üstüme düşmüyorsun…

- Şekerleri alabilirsiniz..

Bana öpüşler vaat eden taze aşkın içindi bu mısralar; korkuyla utangaçlıktı beni gün be gün uzaklaştıran senden…

Sevdim burasını..
Burada kalmalıyım bir süre..
En azından acım geçene kadar..
Yada sen dönene kadar..
O zamana kadar bağışlamalıyım uykularımı…

17 July 2007

26..

Neden var olduğunuzu düşündünüz mü hiç.?
Bunca saçmalık, aptallık, geri zekalılık, iki yüzlülük, terbiyesizlik, dolan ve yalan içinde..
Neden varız biz.?
Yada ben neden varım.?
İstediğim bu değil ki..
Neye göre buradayım.?
Kim için ve ne zamana kadar.?
Neden bu kadar düzensiz her şey.?
Buraya ait olmadığım halde buraya katlanıyorsam..
Neden bu azınlığı hoşnut tutmak adına bazı şeyler düzgün gitmiyor.?

Peki..
Tamam..
Gitmesin..
Birisi açıklasın o zaman..Amaç ne.?
Neden buna maruz kalıyorum.?
Yoksa dedikleri gibi benim elimde mi, kader denilen mısraların yazımı.?
Yada, kimin elinde b
u 26 perdelik oyunun mürekkebi..?

16 July 2007

Değil mi..

Duvarlar daha bir ağır gelir oldu..
Taşımakta zorlandığın dört duvar..
Alanımı gittikçe daraltıyor..
Ruhunu kasıyordu..
Bedenin yorgun..
Gözlerin solgun..
Hayat durgun..

Ellerimi ellerine bağlamışsın..
Çözülemiyorum...

12 July 2007

Tanrı var mıdır.?

Sonuçta bir yaratıcı olduğunu düşünme noktasında DEİST 'im.
Yani bir tanrı vardır diye düşünüyorum.
Bazen şüphe ediyorum ve AGNOSTİK oluyorum.
Ama ne olursa olsun bunun dışında tanrının niyeti, bizi neden yarattığı, şu an ne yaptığı ve nerede olduğuyla ilgili sorulara her seferinde farklı cevaplar verebilirim.
Peygamberleri yalancı, gönderildiği söylenen kitapların peygamberleri tarafından yazılma olduğunu düşünüyorum. İnanmak kelimesine bu nedenle karşıyım.
Yani bundan 2000 yıl önce biri çıkıyor ve tanrı var diyor (burada haklı olabilir) ve beni size elçi gönderdi diyerek birtakım kurallar ve yasaklar uyguluyor.
İşte burada insanlar: ben sana inanıyorum diyorlar.
Böyle olduğu içinde bu bir ön kabuldür.
Ve bunlara bişey anlatamazsın.
Halbuki tanrı kavramına yetiştiği ortam ve toplumun etkisinde kalarak değil de, kendi araştırma ve düşünceleriyle ulaşmış olsa şöyle der: Bence bir tanrı var yada yok.
Ama böyle bir araştırma ve düşünmeye girişmeksizin doğduğu andan itibaren kolaya kaçıp : Ben 2000 yıl önce yada 1400 yıl önce şunları söyleyen insana inanıyorum diyor.
Bir insana inanmak sadece duygusal bir bağı gerektirir.
İnandığı insanı ne kadar tanıyor, bunun doğruluğunun kanıtı ne? vb. gibi sorulara açık bir konu.
Bu yüzden bir insanın "ben tanrıya inanıyorum" demesi saçma bir kelime.
Bir şeyin varlığı yada yokluğuna inanılmaz.
Bir şeyin var yada yok olduğunu söyleyen insana inanılır.
Bir şeyin varlığı yada yokluğu konusunda insan düşünce sahibi olur.

Ben bir yaratıcı olduğunu düşünüyorum.

Ama bir yaratıcıya inanmıyorum.

...
Y.B

10 July 2007

Boş çiçekler..

Her zamansız yolculuk gibi başladığım..
Coşmuş deli düşlerimde varsın..
Sonunu getiremediğim bütün şiirlerim..
Ve biriken dileklerde..
Gerçekleşmeyen gerçeklerde..
Sen varsın.. İçi boş olsun çiçeklerinin bana gelirken..
Yüreğimden göz yaşlarıma sıçrayan..
Sevgimle doldurayım onları..
Ve sevdiğin adama götür..
Kokladığında anlasın..
Seni, benim içimden sevmeyi...

07 July 2007

777..

Uzun zaman sonra gördüm onu..
Yine narindi, yine çok kırılgan..
Bir terslik vardı ancak..
Birisi minik bedenine zarar vermişti..
Korkmuştu, korkuyordu..
Her insan ağır cezalık suçluydu onun gözünde..
Güven olgusunu yitirmiş, şüpheyle boğulmuştu..
Onu anlamaya çalıştığımı anlattım ona..
Anlamadı..

Küçücük bedeninde büyük bir acı taşıyordu..
Küçük bedenindeki minik yara hayatını elinden alıyordu günden güne..
Eriyordu göz göre göre..
Kanaması durmuyor, içi yanıyordu..
Çıkamıyordu bulunduğu dehlizden..
Nasıl girdiğinin sorgulanmasını istemiyor, çıkmak için çırpınıyordu..
Çırpındıkça yarası kanıyor, bulaştırıyordu her şeyi eline yüzüne..
Elimi kana buluyorum, tutup çıkarmak istiyorum..
Kan üzerime, her yerime sıçrıyor..
Tamponlar, pansumanlar kar etmiyor..
Gittikçe artıyordu, pıhtılaşarak yayılan kızıllık..
Damarlarının kana susamışlığı artıyor..
Gözleri kararıyordu..
Yavaş yavaş kapanıyor..
Ellerimde ölüyordu..

Faili meçhul oluşu benden biliniyordu..

01 July 2007

Peki..

Neden..?

28 June 2007

Giderdim senden..

Önce kolumu çekerdim başının altından, sonra sırtımı dönerdim..
Usulca sarılırdın bana arkadan, beninle ya da bensiz geçen yılların hasretiyle..
Ardından yavaş yavaş kollarının arasından sıyrılırdım..
Yıllardır taşımaktan yorulmadığın hasretim, teninden tenime akan o ateş, ağır gelirdi bedenime..
"Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma," derdim..
Yatağın bir ucuna sığınmış bedenimden kovulmak, hayatımdan kovulmak gibiydi senim için..
Sığındığın, soluk aldığın tek cennetten kovulmak gibiydi..
Seni uykumda terk etmem, gerçek hayatta terk edişimden bile ağır gelirdi..
Yanı başımdaki sensizlik, o rutubetli evindeki, o baştan ayağı ben olan evindeki unutulmuşluğundan çok daha ağır gelirdi
..

Giderdim senden...

26 June 2007

Blank..

Bu gün ölebilirsiniz..
Şu an ölebilirsiniz..
Her an ölebilirsiniz..
Kendilerini nimetten sayarak bir şeyler yapmaya kalkanlar..
Birisine hoş görünmek için bir başkasını gözden çıkaranlar..
İşleri düştüklerinde candan kardeş olanlar..
Taraf seçmek zorunda kalıp haklıyı değil güçlüyü seçenler..
Boğuyorsunuz artık beni..
Defolun hayatımdan..
Rahat bırakın beni..
Sizin pis dünyanıza sürüklenmeyeceğim..
Belki bu yazıyı sizlere ithaf en yazarak bir nebze olsun pis hayatınıza girmiş oluyorum..
Ancak sadece parmak uçlarım kirleniyor..
Onları da yıkarım, geçer..
Hiç bir iz kalmaz anlaşılası olmayan dünyanızdan..
Hatırlanmaz bile siluetleriniz..
Duygusuz sürüden birer birey olursunuz..
Saçmalıklarınız içinde yaşar durursunuz...


21 June 2007

Hayat..

Lütfen rahat bırak beni. Komplo teorilerinle yıpratma. İncitme ruhumu. Yıkma hayatımı. Canım yanıyor hissediyorsun. İnanmıyor tuz basıyorsun. Kırıyorsun beni. Çaresizliğimi görmüyor sürekli yargılıyorsun. Öyle değil. Senin dediğin gibi değil bu hayat. Bu hayat çok ahlaksız. Kirli. Hayatı gördüm, yaşadım diyemezsin. Hayatı tanıyorum diyemezsin. O kadar farklıdır ki. Anlatsam şaşarsın, duysan inanmazsın. Kötüdür hayat.Hepimiz yaşıyor ve öğreniyoruz. Öğrendiğimiz her şey yaşadığımız hayata dair. Hayatı öğreniyoruz yaşadığımız kadarıyla. Onun bizi tanıdığı kadar tanıyoruz hayatı. Biz hayatı tanımıyoruz. Hayat bizi tanıyor. Benim yaşadıklarım yazılsa roman olur belki. Belki sizin yaşadıklarınız yazılsa sinema filmi olur en devamlısından. Bu değişkendir. Hayat seni daha fazla tanımıştır belki. Belki iyi. Belki kötü.

17 June 2007

Bering..

Parmak uçlarımdan kanımın çekildiğini hissediyorum..
Bacaklarım fonksiyonlarını kaybediyor..
Ayaklarım yok zaten..
Titreme bütün bedenimde..
Çırpınışım, kalp atışlarımla doğru orantılı..
Zayıflıyor..
Vucudum ağırlaşıyor..
Batıyor, çıkıyorum..
Ocak ayında bering denizi..

Hayatımı çalıyor...

10 June 2007

Zor iş..

Bak oradasın..
Boylu boyunca yatıyorsun..

Hep düşlediğin..
Ruhsuz, bedensiz, bensiz siluetimle..

Elinde ayakkabı prensesini arayan prens gibisin..
Kalıp sabit, ayak kayıp..

Kaybettiğine mi yanacaksın.?
Bulamayacağını bile bile arayacak mısın.?

Her hangisiyse bile..
Kendini ne zaman bulacaksın..?

08 June 2007

Kedidir o kedi..

Bana gönderilmiş bir şey miydin gerçekten.?
Düzene koymak için mi geldin, beni.?
Neden bu kadar yardım ettin.?
Neyin peşindeydin.?
¨¨
Kimdin sen.?
¨¨
Kimsin..?Ve şimdi..
¨¨
Gitmen gerektiğini söylüyorsun..
Beyaz ellerini ellerimden alıyorlar..
Aldırmıyorsun..
Konuşmaklı dilini çözmüyorsun..
¨¨
Ne yapmalıyım şimdi.?
Madem bu bir oyundu..
Hepsi birer ip ucuydu..
Son ip ucunu vermen gerek..
¨¨
Oyunu bozman gerek..
Söyleyip vazgeçmen gerek..
Tercih etmen gerek..
Ulaşılmazlıklarını sıradanlığıma..
¨¨
Saflığında erimeli ellerindeki karanlık..
Tüylerin şeffaflaşmalı..
Dilin dile gelmeli..
Oyun bitmeli..
...
.

12 May 2007

Öff pöff hatta blöff..

‘’Hayatımızın belli bir ânında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız…‘’

Savaşta gibiyim..
Kelimeler kurşun gibi diziliyor kıvrımlarıma..
Damarlarımda tanklar geziyor..
Her yer koyu kızıl..!Oradan ormana kaçıyorum..
Yeşilin her tonu var..
Bazı yerler sarıya çalıyor..
Çiçeklerin renklerini anlatamam..
Küçük bir dere var iki koca dağın arasını yumuşatmak için oracığa girmiş ve mor gölgeli iki dağı birbirine bağlayan çalılardan yapılmış asma bir köprü..
Hani bir şeyi görürde hemen almak istersiniz onun gibi bir an önce üzerinden geçmek istersin..
Taşır mı korkusu girdi içime birden..
Gözlerimle sağlamlığını süzerken karşı tarafta köprüye takılı kalmış sallanan turuncuyu fark ettim..
Rüzgar kaçmasına yardım ediyor o ise kendini takılı kaldığı yerden kurtarmaya çalışıyor, çırpınıyordu..
Köprü onu kurtarmamı istercesine dişini sıktı..
Üzerinde birkaç damla kırmızı olan turuncu bir şal..!
Lönk diye girerim..
*
Odamın ışıklandırmasını seviyorum.
Tepede 3 spot..
Çok fazla..
Ancak birisinin yandığını hiç görmedim..
Gayet yeterli bir ışığım var oysa..
Sonra birisi ‘Belki bir gün özlersin’ diyordu ki..
Yanmayan spot birden yandı..
O ışımayla irkildim..
‘Müstakil bir masaldı unuttu gittiği bir yerde’ dedim kendi kendime..
Gülümsedim..
Sonra alıştım aydınlığa..
Daha iyi görebiliyordum her şeyi, masadakileri..
‘Belki bir gün özlersin’ diyordu hala birisi..
Özleme ihtimalinin yer çekimine karşı koymadığı bir seviyede..
Everest’in tepesine varmış serotonin miktarını da eklersek.!
İşler içinden çıkılmaz hale geldi değil mi.?
Neyi nasıl yapacağını bilemez oldun..
Mucize olmasını bekledin mi hiç.?

Sana soruyorum bunu ben..


Düşünme..!

‘’…ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer.‘’

30 April 2007

Akış..

Nasıl girdiği bilinmez bir acı var içimde..
Sanki önüne set koyulmuş ırmak gibi..
Akmalı..
Akıp yolunu bulmalı..
Bedenimden sıyrılmalı..

İçimdeki sıkıntıdan kurtar beni..!

Beni senden kurtar lütfen..

Çıkmalısın içimden artık..
Artık seni hissetmemeliyim..
Dokunduğumda içimden bir şeyler uçup gitmemeli..
Sen gitmelisin..

Beni..
Kendi ellerime..
Bırakma..

G!t..

16 April 2007

Düşürse, çıkarsa, sağa sola sallasa...

Girse beynime aniden...
Belirsiz bir yerden...


Ve seyretse, sürekli artan değişikliklerdeki ritim...